TÜRKİYE’DE SİNEMANIN YERİ :
Ülkemizde sinema yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda toplum hafızasının canlı bir kaydıdır. Yeşilçam’ın il günlerinden bu zamana kadar uzanan bu serüven, ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel kırılmalarını beyaz perdeye yansıtan güçlü bir aynadır. Bir dönem mahalle aralarında kurulan yazlık sinemalarda aynı anda gülüp, aynı anda ağlayan bir toplumduk. Yeşilçam filmleri; yoksulluğu, umudu, aşkı ve adaletsizliği melodramla harmanlayarak geniş kitlelere ulaştı. O filmleri teknik açıdan hatalarla dolu olabilir ama içtenliği ve samimiyetiyle hala hafızalarımızdan silinmemiştir. Bugün bile “eski Türk filmleri” dendiğinde yüzümüzde istemsiz bir tebessüm oluşturabiliyorsa, bunun nedeni sinemanın hayatımıza dokunmuş olmasıdır.1980 sonrası dönemde sinema ciddi bir kırılma yaşadı.Televizyonun yaygınlaşması ve ekonomik zorluklar sinema salonlarının boşalmasında en büyük faktör olarak ortaya çıktı. Ancak bu duraksama, yeni bir sinema dilinin oluşmasına zemin hazırladı.
1990’lardan itibaren Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu gibi yeni yönetmenlerle Türk sineması Uluslararası görünürlük kazandı. Bu filmler gişe kaygısından çok insanın iç dünyasına odaklanarak Türkiye sinemasını bambaşka bir noktaya taşıdı.Günümüzde ise sinema iki ayrı kulvarda ilerliyor: Gişe filmleri ve festival filmleri. Bir yanda geniş kitlelere hitap eden komediler, diğer yanda daha dar ama sadık bir izleyiciye seslenen sanat filmleri var. Bu ayırım zaman zaman eleştirilse de aslında sinemanın renklerini ortaya koyuyor. Asıl mesele bu üretimin sürdürülebilir olması ve nitelikli hikayelerin desteklenmesi.
Günümüz Türkiye’sinde sinema yeterince desteklenmiyor olabilir, salon sayıları azalıyor, dijital platformlar alışkanlıkları değiştiriyor. Ancak bütün bunlara rağmen sinema, anlatma ihtiyaçlarımızın en güçlü araçlarından biri olmayı sürdürüyor. Çünkü bu ülkede sinema, sadece izlenen bir şey değil, yaşanan hissedilen ve paylaşılan bir deneyimdir.Belki de bu yüzden,karanlık bir salonda perde aydınlandığında, hala kendimizden bir parça aramaya devam ediyoruzİ
Haber,Ergin Özençel












